Anadolu Kanyon İhtisas Spor Kulübü Derneği (ACC)

TAZI KANYONU

    “Tazı Kanyonu” ismini duyduğumda aklıma sosyal medyada gördüğüm, insanların uzaktan çektiği fotoğraflar geldi. O görüntüler bile o kadar heybetliydi ki, Anadolu Kanyon Kulübü 2018 yılının son büyük kanyon geçişi etkinliğini açtığı an ben buraya gidiyorum dedim. Son beş senemi dağcılık, dalış, sörf gibi bir çok spor dalıyla doldurdum ama kanyon başlı başına bir canavardı. Yaklaşık bir senedir Anadolu Kanyon Kulübü ile bir çok kanyona girme fırsatı buldum bazıları zordu bazıları kolay ama tazı dört gün sürecekti hayattan kopup her adımıma dikkat etmem gereken dört koca gün… Kanyon sporu gerçekten ilkel hayata döndürdü beni, nasıl derseniz: Bir grup insan; üzerinde yatmak için malzeme, günlük kıyafet, bunları taşıdığı çanta, sudan ve soğuktan koruyan neopren ve yemek yapabilmek için ufak tefek malzemeler ile belli bir yolu gün içinde yürüyüp sonra korunaklı bir yerde kamp atıyor.. Kampın yapıldığı yerin suya yakın olması yüksek ve korunaklı mevzisi çok önemli sanki eski Türk göçebe hayatına dönüş yapmış gibi.. ilerle! korun! suya yakın ol! ateş yak! karnını doyur! ve uyu! mantık hemen hemen aynı.  Biri ateş yakıyor biri yemek yapıyor iki kişi su getiriyor bir kişi odun topluyor; müthiş bir disiplin…! Bu spor sayesinde dört gün göçebe hayatı nasıl yapılır anlamış oldum. Mesela hamak örtüsüyle balık avladık inanılmaz keyifliydi. Elimizdeki yiyecekler bitse etraftaki dağ keçilerine bile gözümüzü diktik. İnsanoğluyuz bir şekilde yaşamanın yolunu bulmamız lazım bu iş size bunu çok iyi öğretiyor. Düşünsenize  özgürsünüz..

    Her adımını dikkatli atman, her malzemeni dikkatli kullanman lazım yemeğini tasarruflu pişirmen yatacağın yeri iyi belirlemen lazım.  Kafamda çekirgeyle uyudum mesela, bunu evde olsa yapmazsın ama burada çok normal geliyor. Belli bir alanı tuvalet olarak belirleyip orayı haricinde asla kullanmıyorsun bu bile ilginç geliyor ve gece. . Özellikle kanyonda gece inanılmaz…  yıldızları parmaklarınla tutuyorsun ay sana lamba oluyor, ve bir an geliyor sadece rüzgarın sesini duyuyorsun o hafifçe boğazdan esen sesini.. Sanki doğa sana senfoni orkestrası eşliğinde iyi geceler diyor. O yüzden diyebilirim ki benim favorim kanyonda “gecedir”..

    Kanyonda her türlü şey olabilir taş düşer, hayvan geçer, umursamıyorsun bunları.. Sen kendini ve ekibini koru yeter! mantık bu. Resmen kendimi buldum bu sporla çünkü dağcılık bile bir yerde çadırın içinde sıkışıp kalmak ama kanyon öyle değil.. ayağın taşla buluşuyor yıldızları seyir ederek gözlerini kapıyorsun, sabah uyandığında yanı başında koca bir havuzun var, yüz gün bile yapabilirim çünkü dış dünya umurunda değil kendinle baş başasın müthiş bir maneviyat.  Sadece üzerine düşen görevi yapıp ekibine yararlı oluyorsun, ondan sonrası sana kalmış. Tüm hayatını gözden geçirip doğruyu yanlışı ayırabilirsin çünkü bitmek bilmeyen kaliteli bir zaman seni bekliyor. Bu sporda ekip anlayışı çok önemli bir kişi bile yaralansa tüm grup sekteye uğrar çünkü onu geride bırakamazsın, dilediğin zaman da kanyondan çıkamıyorsun. Dağdaki gibi nasıl olsa çıkıp geri döneceğiz mantığı yok hep ileri.. O yüzden herkesin sağlığı önemli senin için. Bunun dışında biri odun toplayıp diğeri ateş yakarken sen havaya bakamazsın bir işin ucundan tutman şart yoksa sana bakan sinirli gözler görürsün bu iş böyle bu sporu yapacak en yabani insan bile olsan ortak yemek yemekten tut yan yana soyunup giyinmeye uyumaya alışman lazım çünkü aynen bunları orada yapıyorsun. Dar bir alanda tuvalet, yemek, uyuma gibi ihtiyaçlarını ortak şekilde gideriyorsun doğal olarak demokratik bir ortamla karşı karşıya kalıyorsun. Elbette her grupta olduğu gibi burada da bir lider ve artçısı(yardımcısı) var ama bu sadece acemilere özel, çünkü sen attığın adımı bilir üzerine düşen görevi yerine getirirsen birinin sana bir şey demesine gerek kalmıyor ki bence bu spor için bu önemli. Çünkü insan kendine ve yaptığı işe öyle bir odaklanıyor ki bir de başkasıyla uğraşmak ve onu yönlendirmek ciddi bir enerji sarfiyatı gerektiriyor. Şimdi gün gün Tazı Kanyonu faaliyetinden bahsedeceğim… 

1. Gün – Macera Başlıyor

    Elbette böyle aktivitelere başlamak hemen olmuyor bunun arka planını da göz ardı etmemek lazım. malzeme hazırlığı, yolculuğun hesaplanması gibi insanı uğraştıran bir emek söz konusu çünkü tek bir malzemeyi bile unutsan sana kanyonda büyük sıkıntılar yaşatabilir o yüzden dikkatli ve düzenli bir hazırlık süreci çok önemli. Derken 25,09,2018 salı günü sabah 8:00 de Samsundan Ankara’ya doğru yola çıktım. Ankara da ekibin dört üyesi olan İsmail kılınç, Erdal Bayraktar ve Yılmaz Ersöz ile buluştuk. Kendi aracımızla Antalya’ya doğru harekete geçtik. Gece 01:30 sularında Antalya Gaziler köyü yakınına vardık, kanyonda tam olarak buradaydı. İzmir ekibiyle sabah buluşacağımız için ben ve Yılmaz Ersöz arabada diğer iki kişi olan Erdal Bayraktar ve İsmail Kılınç çadırda yattı. 07:00 sularında uyandık ve buluşma noktası olan Gaziler köyü Erdinç pansiyona doğru hareket ettik. Bir kanyona girmek uzun mesele, önce kanyonun girişine yakın yere araçlarımızla geliyoruz ve hazırlığa başlıyoruz arka planda birini ya bırakmamız lazım yada oranın yerli halkından biriyle anlaşmamız lazım ki çıktığımızda araçlarımızı o noktaya getirsinler bu yüzden Erdinç pansiyonun sahibi Erdinç Bey ile anlaştık, önce şahane mekanında kahvaltımızı yaptık Ankara ekibi olarak biz bitirdik bu sefer İzmir ekibi olan Celal Demirkıran Salim Erdal Serkan Songür ve Emine Özer geldi onlarda kahvaltılarını yaptıktan sonra hazırlıklara başladık ortak malzemeleri paylaştık neopren kıyafetlerimizi giydik kaskımızı, emniyet kemerimizi taktık ve tek araca sekiz kişi doluştuk doğru kanyonun girişine doğru harekete geçtik. 26,09,2018 saat 11:45 de kanyona girdik. İlk başlarda kanyon havzası genişti o yüzden hareket etmek kolay oldu, hava çok sıcak olduğu için ve üzerimizdeki malzemelerin de etkisiyle çok bunaldık ve gördüğümüz ilk su birikintisine attık kendimizi. Özellikle kaskımızdan suyu alıp başımızdan aşağı dökmek oldukça iyi geldi diyebilirim ve yolumuza devam ettik. Çantaların ağır olduğunu gören Celal Demirkıran içindeki bütün suları boşalttırdı nasıl olsa kanyonda su var boşuna ağır çanta taşımamızı istemedi. Ağır çanta sadece sahibine zulüm etmiyor çoğu yerde çantaları elden ele veriyoruz ve doğal olarak bütün ekibi etkiliyor ayrıca ağır çanta insanın taşların üzerinde gitmesine de engel her an dengeni bozabilecek bir durum yaratabilir o yüzden çantaların eşit ve olabildiğince hafif olması önemli yani gereksiz malzemeye bu sporda yer yok. 13:00 civarlarında artık kanyona resmen girdiğimizi anladık bunun üzerine Celal Demirkıran bir taşın üzerine çıkıp ufak bir motivasyon konuşması yaptı ve işin ciddiyetine girmemizi istedi artık geriye dönüş olmayacaktı. Yolumuza devam ettik. ilk gün zamanında kısalığı ile zor bir parkurla karşılaşmadık ama daha önce buraya giren Celal Demirkıran ve Erdal Bayraktar suyun azlığından şikayet ettiler,  ki bu bizimde gözümüzden kaçmıyordu çünkü etraftaki kayalarda suyun izleri vardı ve şimdiki haliyle oldukça seviyesi düşmüştü elbette sebebi kanyonu besleyen nehre yapılan baraj ve HES’di ilerleyen günlerde bunun çevreye olan etkilerini daha detaylı anlatacağım. 15:20 civarın da ilk ip inişimizi yaptık ve bu güne ait tek ip inişiydi. Bizim içinde bir ısınma oldu aslında, kayaların gittikçe büyüdüğünü ve geçişlerin daraldığını hatırlıyorum özellikle ilk günün sonuna doğru araba yolculuğunun da vermiş olduğu yorgunlukla bitkin düşmüştük ee birde şehir hayatından sonra hepimize değişik geldi ortam.  17:20 civarında Celal Demirkıran kampa uygun olduğunu düşündüğü bir noktayı belirledi bizde ekip olarak kamp durumuna geçtik. Hemen işe koyulduk kamp alanı çok güzeldi geniş yüksek ve tam ortasında ağaç vardı hepimiz kafamızda belirlediğimiz düz alanlara dağıldık ve ortayı ateş ve yemek için ayırdık. hemen matımızı serdik tulumlarımızı çıkardık üstümüzü değiştirdik ve etraftaki odunları bir araya topladık. Yan tarafımız da oyuk kayalar ve içinde de temiz su vardı. Altta olanı bulaşık için üste kalanı ise içme suyu için ayırdık. Kamp ateşimizi yaktık, Celal Demirkıran çorba ve kavurmalı makarna yaptı orası için lüks oldu diyebilirim. Hava karardı kafa lambalarımızı taktık ve ateşin etrafında çember olduk. Tencerede güzel bir çay demledik ve muhabbete başladık. Herkesin elbette anlatacağı komik bir anısı vardı iyi eğlendik diyebilir.  11:30 gibide dağılıp uyumaya geçtik ve kanyonda birinci günü bitirmiş olduk.

2. Gün – İnsanın Doğaya Olan Zulmü (HES)

    Bugün 27.09.2018 Perşembe, Tazı Kanyonun da Anadolu Kanyon Kulübü olarak ikinci günümüz. Sabah sekiz civarı peşi sıra hepimiz uyandık. Tulumları topladık ve kanyon çantamıza elektronik eşyalarımızı (Telefon,Kafa lambası vs.) tulumumuzu ve kıyafetlerimizi koyduk. Neoprenimizi giyip hazır hale geldikten sonra kahvaltı faslına geçtik. Hemen ateşimizi yaktık ve kahvaltımızı yaptık. Yattığımız alan büyük bir kayanın üzeriydi. Devam edebilmek için direk ip inişi yapmamız gerekiyordu ve burada bolt sistemi yoktu ve doğal bir istasyonda bulamadık bu yüzden akıllı davranıp bir gün önce ben ve İsmail Kılınç uygun bir noktaya bolt sistemi kurduk. İlk Celal Demirkıran indi ipten ve hemen peşinden ben indim ama ufak bir talihsizlik geldi başıma; indiğimiz noktada ciddi bir negatif vardı ve iniş ekipmanım olan sekizlinin ipi sürtünme esnasında tam kazık düğüm oldu ve hava da asılı kaldım. Hemen Erdal Bayraktar’a seslendim onlarda ekipçe yukarı çektiler beni. Hata benden kaynaklıydı, sekizlime taktığım ipin giriş noktasını çok umursamadım ama dersimi de almış oldum. Bir daha aynı hataya düşeceğimi sanmıyorum çünkü on metrelik bir alanda bu riski yaşadım, daha yüksek bir nokta olsa ve yukarıda beni çekebilecek insan sayısı az olsa tehlike kaçınılmaz olacaktı.

    Yolun bu kısmı çok güzel geçti. İnanılmaz berrak bir su ve oyuk oyuk bir çok kuyu üzerinden geçtik. Susadıkça bir kuyunun içine atıyorum kendimi ve doyasıya su içiyorum. Hiç yapmayacağım bir şey ama burada mecburuz. İlk başlarda tuhaf geldi ama sonra kendimi su sürahisinin içene düşmüş gibi hissettim ve tadını çıkardım diyebilirim. Bir saat kadar bu su kuyuları eşliğinde gittikten sonra daha önce bu kanyonu geçen Celal Demirkıran ve Erdal Bayraktar’ın bay pas ettikleri bir noktaya geldik. Bay pas etmelerinin sebebi suyun debisi o kadar yüksekmiş ki insanları kayalara vuruyormuş o yüzden onlarda yukarıdan kayaların üzerinden geçmişler bu noktayı,  ama bizim gittiğimiz zaman da suyun akışı hemen hemen hiç yoktu. Sebebi de Tazı kanyonunu besleyen akarsuyun kaynağına yakın bölgeye kurulan Baraj ve Hes’lerin olmasıdır. Barajlara çok lafım yok ama bir çok doğa severin canını yakan HES’lerle ilgili ufak bir araştırma yaptım, onu sizlerle paylaşmak istiyorum.  Modern ülkelerde de HES projeleri yapılıyor ama orada şöyle bir detay var; onlar suyun tüm akışını kesmiyorlar. Ayrı bir kanal yapıp o sudan beslenen ekosistemin zarar görmeyeceği yoğunlukta suyu bırakıp projeyi de bitirdikten sonra aynı su debisini kendi yaptıkları HES’den salmaya devam edip ekstra olarak açtıkları kanalı kapatıyorlar. Ama burada o söz konusu değil. HES’i yapan firmanın, yüz yıllardır akan, bir çok canlıya ev  sahipliği yapan Tazı kanyonunu umursamadıkları kesin. Bir hayal edin; Kurumuş bir nehir, içinde yaşayan bütün balıklar ufacık su havuzlarına hapis olmuş ölümü bekliyor. Etrafında bu sudan yararlanan bütün bitkiler kurumaya başlamış, dağ keçileri bile alanı terk eder olmuş. Kamp attığımız alanda yatmadan önce büyük bir su kuyusu vardı, sabah uyandığımızda yarım metre kadar çekilmişti, sadece dokuz saatte bu oldu. Tek sebebi biraz daha enerji. Bizim ülkemizde doğaya hiç bir değerin verilmediği herkesçe malum ama bir düşünün; Burayı biz gördük, bu sudan biz içtik, biz geçtik, belki bir kaç sene sonra bu kanyon tamamen kuruyacak. Burayı görmeyen siz ve sonraki nesil Tazı’ya gelseniz bile kuru bir kanyonla karşılaşacaksınız. Bir şeyi “hiç yapmak” çok kolay, işte hepimize güzel bir örneği.  Bu HES konusuna kanyoncular olarak toplanıp ciddi bir duruş sergilememiz lazım yoksa sporumuzda “Sulu Kanyon” deyimini çıkarmamız gerekecek.

    Bay pas ettikleri yeri alttan geçmeye karar verdik ve gerçekten çok zorlandık çünkü irili ufaklı bir çok kaya ve onları aşmanın bin bir yoluyla uğraşmak bizleri yordu, sadece dört yüz metrelik bir yolu iki buçuk saatte geçebildik düşünün. Bu alan bittikten sonra yarasa izleriyle dolu, Erdal Bayraktarın en sevdiğim kamp yeri dediği düm düz etrafı resmen duvarla çevrili şahane bir alana geldik ama saatimiz daha 15:30 olduğu için devam etme kararı aldık, sonuçta saat daha erkendi. Buradan sonra ki yol kamp yapacağımız yere kadar oldukça kolay geçti diyebilirim. Bir metrelik su kanalların da yüzerek ilerledik yada büyük havuzlara üç beş metrelik kayaların üzerinden atlayarak yolumuza devam ettik. 17:10 da kamp için uygun bir alan bulduk. Hemen yanında uzunca su blokları vardı. ben, Emine Özer  ve Serkan Songür hemen yerimizi belirledikten sonra yanımız da bulunan su bloklarında yüzmeye karar verdik. Su soğuktu ama ikinci günün sonunda biraz temizlenmek istedik. Tüm ekip alana yerleştikten sonra etraftaki odun parçalarını topladık ve ateşi yaktık. Erdal Bayraktar ve  Yılmaz Ersöz geldiğimiz noktada bir su çukurunun çevresinden bağırdılar,” kamera getirin” diye ben duydum ve hemen onlara doğru gittim. Yılmaz Ersöz’ün yanın da getirdiği hamağın örtüsüyle bu ufak su çukurunun içine hapis olmuş yüzlerce balığı avlıyorlardı. Anladım ki akşam ziyafet bizi bekliyor. Komik anlardan biriydi bu sahne çünkü balıkları yakalama şekilleri, yerlerinde durmayan balıklar ve Yılmaz Ersöz’ün heyecanlı halleri görülmeye değerdi. Kovanın içine irili ufaklı bir çok balığı doldurduk, sonra içlerinden ufak olanları eleyip suya geri attık. Döndüğümüzde kamp alanında sofra hazırdı. Hemen Emine Özer Balıkları temizledi ve bulduğumuz çubuklara geçirip tek tek kızarttı. Biz de afiyetle yedik. Doğanın güzel bir hediyesi oldu bu balıklar. Saat 20:00 olduğu an ben yatmaya gittim çünkü artık yorgunluk ağır gelmişti. Benimle beraber Erdal Bayraktar ve Yılmaz Ersöz hariç herkes yattı. Sadece ikisi ayakta kaldılar ve sabah hepimize söylendiler bizi yalnız bıraktınız diye. Böylece ikinci günü bitirmiş olduk.

3. Gün – Kanyonun Hakkını Vermesi

    Artık kanyonun yarısını bitirmiştik. Keyfimiz yerindeydi ve güzel bir cuma sabahına uyandık. Hava yine güneşliydi yağmur belirtisi yoktu doğal olarak, yüzlerde gülüyordu.  Malum kanyonda yağmur demek sel demek o yüzden hava durumu çok önemliydi bizler için. İkinci günden kalma bazı sakatlıklar çıktı ortaya, özellikle Emine Özer’in ayağında biraz problem vardı ve hafif sekiyordu. Ekip olarak ufak bir değerlendirmeden sonra hemen kahvaltı faslına giriştik. Yine sucuk, peynir, tahin gibi şahane bir menüden  sonra  hazırlıklara başladık ve yola çıktık. İlk iki saat su kanallarından ve otobüs büyüklüğünde ki kayaların aralarından geçtik sonrasında değişik bir noktaya geldik. Burayı gözünüzde hayal etmenizi istiyorum. Büyük bir oyuğun içindeyiz;  Etrafımızda yine ufak tefek oyuklar var ve içlerinde de temiz su var. Bu bulunduğumuz oyuğu dört katlı bir binanın çatısı gibi düşünebiliriz. En alt kata kadar balkonlardan sıra sıra indikten sonra zeminde su kanalları belli oluyor ama karanlık olduğu için devamının olup olmadığı belli değil. Yani inen biri devamında çıkışı bulamazsa geri yanımıza çıkması çok zor olacak. Yukarıdan gidemiyoruz çünkü eskiden su yüksek olduğu için zaten burayı yüzerek geçmişler şimdi bu mümkün değil ve Erdal Bayraktarın deyişiyle kanyonun bağırsaklarına inmemiz gerekiyor. Önce Celal Demirkıran uzun bir kayanın üzerine tırmandı ve aşağı ip sarkıttı. Erdal Bayraktar da bu ip ve bizim yardımımızla bir alt katın balkonuna indi, ardından bir kat daha indi ve kendi imkanıyla zemin katta ki suyun içine daldı. Beş on dakika orada dolaştıktan sonra diğer tarafa çıkışın olduğunu gördü ve bize gelebilirsinize diye bağırdı. Önce çantaları tek tek aşağı fırlattık sonra da kendimiz indik, yolun bu kısmı hem adrenalin dolu oldu hem de stresli geçti. Ekip olarak karanlık dediğimiz suya indik ve Erdal Bayraktarı takip ettik. Buradan sonra yüz metre kadar kaya oyuğunun içinde gittik ve ip inişi noktasına geldik. Sistemimizi kurduk hemen ve ekip olarak hızlıca inişimizi yaptık. Buradan sonra oldukça zor yerlerden geçtik çünkü artık dedikleri üzere kanyonun bağırsaklarındaydık. Ufak bir taşı aşmak bile bizler için büyük emek demekti. İleride ufak bir deliğe denk geldik yarısı suyun içindeydi. zayıf olan Erdal Bayraktar hemen içinden geçti arkasında da Celal Demirkıran geçti ama benim gibi kalıplı insanlar için pek de geçilecek bir yer değildi. Şansımı denedim ama vücudumun sıkıştığını hatırlıyorum o yüzden de vazgeçip yukarıya kayanın üzerine tırmanmaya karar verdim. Celal Demirkıran ve Erdal Bayraktar bu durumlar için arka taraftan kayanın üzerine çıkıp bize ip sarkıttılar. Ben hemen çıktım boyumun da avantajıyla. Sonra aynı delikten Salim Erdal da geçemedi. Oda mecburen kayayı tırmanmak zorunda kaldı ama onun tırmanması biraz uzun sürdü çünkü arada uzun bir boşluk vardı ve ip sistemi için uygun bir alan değildi o yüzden de biraz zorlandı çıkarken. Ufak bir kayayı bile aşmak artık mesele oldu kanyonun bu kısmında, tamam akıntı yoktu ama bitmeyen taş blokları vardı ve her taşı aşmak da bize zaman kaybı yarattı. Akabinde Celal Demirkıran ve ben en önde 17:00 civarında kamp yeri bulma umuduyla ilerledik. Ekip arkamızdaydı ve hafif hafif kopmalar başlamıştı. Celal Demirkıran’ın tavrı bu konuda oldukça net. 17:00 olduğu an ben kampı kurarım. Bu konuda risk almıyor çünkü insan yoruldukça konsantre olması da zorlaşıyor oda denge kaybına neden oluyor ki kanyonda bu büyük risk oluşturuyor o yüzden bizde hızlıca kamp yapacağımız bir yer aradık Celal Demirkıran’la ve buldukta, irili ufaklı taşların olduğu çamur izleriyle kaplı bir alan. Ben sevmedim açıkçası ama hepimiz o kadar yorulmuştuk ki çok da umursamadık. Erdal Bayraktar ve Celal Demirkıran biraz daha ilerleyip daha iyi bir yer aramaya karar verdiler ve hemen beş dakikalık mesafede bir yer buldular. İlk başta gitmek istemesek de yeri görünce fikrimiz değişti.  Çok geniş ev büyüklüğünde bir kayanın üzeriydi bu alan. Hemen dağıldık herkese yetecek  yer vardı. Çantamı açtığımda büyük bir şok yaşadım çünkü bütün eşyalarım ıslanmıştı. Çantama su girmiş! Malzemelerimin çoğunu poşetlerle korumuştum ama üst kıyafetlerimle tulumum çok ıslanmıştı. Hemen taşın üzerine serdim. Rüzgarında etkisiyle kuruyacağını umuyordum. Bu kamp yerimizde su sıkıntısı vardı, şöyle ki; Hemen on metre aşağımızda su alanı mevcuttu ama bunun için oraya inmemiz gerekiyordu buda mümkün değil çünkü inersek geri çıkamazdık, geldiğimiz alanda da su vardı ama bize çok uzaktı git gel yorucu olurdu bu yüzden de Erdal Bayraktar ve ben ufak kanyon çantasıyla su kabı yaptık ve aşağı iple sarkıttık. Erdal Bayraktar gösterdi bu sistemi ve açıkçası çok beğendim. Şahane işimizi gördü. O çantayı ip sistemiyle aşağı atıp su doldurdu ve çekti bende o çektiği çantanın içinde ki suyu yanımızda olan boş şişelere doldurdum. Bir saatlik çalışmanın ardından on beş tane şişeyi doldurmuştuk. Hepimiz çok acıkmıştık o yüzden hemen yemeğe geçtik. Ateşi yaktık, Celal Demirkıran önce çorba yaptı sonra da güzel bir kavurmalı makarna keyfi sundu bizlere. Bugün ikinci güne göre daha enerji doluyduk o yüzden Celal Demirkıran, Erdal Bayraktar ve İsmail Kılıncın yattığı alanda gece yarısına kadar sohbet ettik. Eski defterler açıldı, anılar paylaşıldı hepimize moral oldu ve biraz daha keyfimiz yerine geldi. Yılmaz Ersöz hamağını kurdu bu esnada ve orada yattı. Kanyon için lüks diyebiliriz hamak olayına ama bu keyfe değerdi. Benim tulumum kurumamıştı o yüzden kullanılmayan pikeleri toplayıp üşümeme umuduyla yattım ama yetmedi. Gece 04:00 civarı gerçekten çok üşüdüm ve ıslakta olsa tulumu tekrar serip içinde uyudum. Emine Özer’in ayağında ki sorun bugün de devam etti. Ayağını burkmuştu ve bu yüzden de bir şişlik oluşmuştu. Celal Demirkıran Emine Özer’in arkadaşı Serkan Songür’e bir tiyo verdi.  Ondan Elimizdeki mevcut zeytini ezmesini ve Emine Özer’in ayağına sarmasını istedi. Serkan songür de yaptı bunu gece yarısı olmasına rağmen. Güzel bir ekip anlayışı örneği oldu bizler için. Sabah kalktığında Emine Özer’in ayağında ki acı gitmiş şişlik inmişti. Keyfi yerindeydi. Bunu da öğrenmiş olduk ekip olarak ve üçüncü günü bitirdik.

 4. Gün – Çıkışa Doğru

    Sanki kurulu saat gibi 08:00 civarı ekip olarak uyandık.  Vücudumuz bile öğrenmişti kanyonda uyanma saatini . Hemen dünden kalan ateşin etrafında yeni bir ateş yaktık. Suyumuz yeterliydi o yüzden kuyu sistemimizden su çekmemize gerek yoktu. Herkes önce kişisel malzemelerini hazırladı ve kıyafetlerini giydi, Kanyon hayatında birilerini bekletmeye pek yer yok diyebilirim. Yani sabah sekizse kalkış herkes ayakta olmalı, kahvaltı saati hepimiz masada olmalıyız. Başlamamız 09:00’sa eğer herkes o saatte hazır olmalı. Kimsenin kimseyi bekletme lüksü yok burada o yüzden disiplinli, düzenli ve hızlı hareket etmemiz önemli.  Celal Demirkıran kuyu suyu olarak kullandığımız alandan ilk inişi yaptı. Hemen peşinden ben indim ve Erdal Bayraktar’dan çantaları atmasını istedim oda yolladı tek tek yedi çantayı. Ben onları aşağıda bir düzene sokarken ekibin kalanı geldi yanıma. Beşyüz metre kadar, bu yer yer boyu geçen su yolundan ilerledik. Manzara inanılmazdı. Gökdelen büyüklüğünde kayalar birbirine çarpmış biz ise tam aralarından geçiyorduk. Her zaman görebileceğim bir manzara değildi. Bir kaç saatlik bu su yolu yürüyüşünden sonra bir ayrıma geldik. Ya üstten geçecektik yada kanyonun bağırsaklarından devam edecektik. Erdal Bayraktar alttan devam etmek istedi ve bizde ekip olarak ona uyduk. Üst taraf daha kolay göründü gözümüze ama asıl heyecanın altlarda olduğunu biliyorduk o yüzden keyifle devam ettik yolumuza. Artık kanyonun son düzlüğünde olduğumuz için çokta umursamadık. Yalnız bugün bir başka problem vardı, oda havanın kapalı oluşu. Günlerdir telefonlarımız çekmediği için bilgimiz yoktu ama akdeniz de özellikle, havanın kapalı olması yağmur demekti. Kanyonun sonuna doğru yol iyice genişledi ve artık gidişimiz oldukça kolaylaştı. Su kanalından yüzerek yada toprak yoldan yürüyerek ilerledik. 11:35 gibi kanyonun çıkışına geldiğimizi söyledi Celal Demirkıran. Hemen flamamızı çıkardık ve toplu halde fotoğrafla bu anı ölümsüzleştirdik. Telefonlarımızda çekiyordu o yüzden iletişimde olmamız gereken Fedai Erkocaoğlu’nu arayıp hava durumunu sorduk maalesef olumlu cevaplar alamadık. Asıl niyetimiz Tazı Kanyonundan sonra Hemen peşinde ki Köprülü kanyonunu geçmekti ama havanın yağışlı olacağını öğrendiğimizde bu fikirden vazgeçtik. Hemen Erdinç beyi aradık araçlarımızı getirmesi gereken noktayı tarif ettik. O da olduğumuz yere gelemeyeceğini bir saatlik mesafede gizli kalmış bungalov evlerin olduğu küçük bir işletmeyi tarif etti. Biz de üzerimizde ki malzemeleri çıkardık, parçalanmış şortlarımızı doğaya zarar vermeyecek bir noktada yaktık. Bu sırada Ekibin bir çoğu su kenarında temizlendiler. Sonra step step yola çıktık. En son ben ve İsmail Kılınç kaldık, çünkü yükümüz çok ağırdı. Beraber ortaklaşa olarak taşımak üzere yürüyüşe başladık. Bir saatlik yürüyüşten sonra işletmeyi gördük. Kimse yoktu. Tanrı misafiri olarak içeri girip çay demledik ve dışarıda ki kamelyada elimizde kalan son malzemeleri tükettik. O sırada çok ciddi bir yağmur başladı. Klasik akdeniz yağmuru ama alışık olmayan arkadaşlar için ürkütücü oldu. Kendi aramızda iyi ki Köprülü Kanyonuna girmedik diye sevindik çünkü büyük bir risk olurdu bizler için. Yaklaşık iki, üç saatlik bir bekleyişten sonra önce işletmenin sahibi geldi sonrada Erdinç bey ve arkadaşı araçlarımızı getirdi.  Tam bu esnada Portekizli bir çiftle karşılaştık onlarda buradaki tarihi yolu yürüyorlardı. Biraz sohbet ettik onlarla, keyifliydi. Kanyonda çektiğimiz fotoğrafları gösterdik çok şaşırdılar sonra İzmir ve Ankara grubu olarak vedalaşıp evlerimize doğru yola çıktık.

    Bu önemli faaliyeti bize sunan Anadolu Kanyon Kulübü’ne çok teşekkür ediyorum. Çok güzel işler yapıp kanyon sporuna yeni insanlar kazandırıyorlar. Bu işte büyük emekleri ve hayalleri var. Bizlerde elimizden geldiğince onlara katkı sunmaya devam edeceğiz. Sporun her dalı ayrı bir heyecan ayrı bir keyif. Herkesin tarzına, fiziğine uygun spor dalları var. Kanyon sporu da bunlardan biri. O yüzden bir kez de olsa Anadolu Kanyon Kulübü’nün verdiği eğitime katılıp kendinizi ve limitlerinizi sınayabilirsiniz. Öz güveniniz gelir, yeni insanlar tanır ve hayatta sınırınız ne kadar bunu anlamış olursunuz. Ekstrem spor disiplindir, risktir, düzendir ve özgürlüktür bunu hayatınızın bir noktasında mutlaka tatmalısınız. Bir gün kanyonda karşılaşmak üzere..

Yiğit KARA – 2018